Geçen hafta Moda Dünyasında neler olduğunu kaçırdığınızı sakın utanmayın — bende kaçırdım, siz de kaçırdıysanız ikimiz de kurtuldum. Düşünsenize: 214 numaralı otobüse yetişmek için koşarken, cebimdeki $87’lık acil para geçen hafta moda güncel haberleriyle tanıştı—ama ben, o haberleri ancak cuma akşamı, koltuğuma yayılmış Instagram hikayeleri arasında bulabildim. Aynen öyle, tam da Zeynep’le telefonda “Bugün hava çok güzel, belki sahile gidelim” diye konuşurken, o sahildeki gençler balıkçı teknelerini “pis yıkama” modasına çevirmişlerdi. Ne? Evet, sokakta o kadar trend vardı ki — o kadar çok ki, ben bile en iyileri ayıklayıp buraya sığdırmaya çalıştım.
Bakın, ben moda dergilerini karıştırırken, kardeşim sürekli “Bu defa gerçekten farklı bir şey var, abi” diyordu. Farklı mıydı? Bence de. Mesela yerli tasarımcıların koleksiyonları artık sadece “güzel” değil — nefes alabiliyorlar. TikTok’un içinde kaybolanlar içinse, bir anda herkesin aynı karede dans ederken giydiği o “kaotik şık” çıktı ortaya. E tabi, sürdürülebilirlik öyle bir şey ki — yeşil yıkama lafları artık yetmiyor, markalar somut adımlar atmak zorunda kalıyorlar. Bu hafta neler kaçırdığımızı hızlıca özetliyorum — belki siz de benim kadar heyecanlanırsınız.
Yazdan Kalan Son Parıltılar: Geçen Hafta Sokaklarda Dolaşan Trendler
Geçen hafta sokaklarda dolaşırken, neredeyse her köşede yazdan kalma son ışıltıları yakaladım — sanki moda dünyası, sonbaharın eşiğindeyken bile bize “daha fazla eğlenin” diyordu. Kendimin de katıldığı Cihangir’deki o çokbilmiş kahvecilerden birinde otururken, Sezen denen komşumuzun elindeki kareli gömleğin eteklerini rüzgarda dalgalandığını görmüştüm. “Baksana, bu gömlek eski sistemin son çığlığı gibi” diye takılmıştı bana. Doğru olabilir miydi? Bakalım, sokaklardaki bu son parıltılara biraz daha yakından bakalım.
Renklerden Ilık Kurdeleler: Sonbahar-Güz Geçişinde En İzlenen Paletler
Sokak fotoğraflarına baktığımda, sanki herkes renklerin son turuncu, sarı ve hatta pembe tonlarını alıp götürmeye çalışıyordu. Geçen perşembe, Beyoğlu’ndaki bir butiğin vitrininde duran şal desenleriyle karşılaştım — morumsu pembenin, zeytin yeşiline karıştığı o dokunuşlar, bana moda trendleri 2026 haberlerinde okuduğum futuristik renk kombinasyonlarını hatırlattı. Gerçi bugünlerde herkesin gardırobunda mutlaka bir ton pembe ya da turuncu unsur var — ben de dünkü alışverişimde 214 TL’ye aldığım bir kadife hırka sayesinde bu trende katılmış oldum.
«Sonbahar derken neredeyse bembeyaz bir armut ağacının altında oturur gibi oldum — ama tabii ki renkler beni yakaladı! Kendimi pembe ve zeytin yeşiliyle kaplarken buldum.» — Sibel Y., tekstil tasarımcısı, modulation.24
Bir de pastel maviler ve soluk yeşiller var ki, bence bu renkler artık sadece baharın değil, geçiş mevsimlerinin de favourit’ı. Geçen hafta Moda Güncel Haberleri sayfasında okuduğum bir makalede, pastel tonların gelecek sezon da popüler kalacağı söyleniyordu — bende o salatalığı yedim doğrusu. ⚠️
- Renk denen şeyde cesur olun: Eğer 20 senedir sadece siyah giyiyorsanız, belki de bu geçiş sürecinde pembenin bir tonunu deneyebilirsiniz.
- Doğal dokulara yönelin: Kadife, yünlü ya da keten — bunlar, geçiş mevsiminin o serin sabahlarında sizi koruyacak en iyi dostlar.
- Accessoirleri unutmayın:
- ✅ Şal ve eşarplar renginizi tamamlayacak en basit ama en güçlü aksesuar.
- ⚡ Bir çanta ya da ayakkabıdaki detaylar, bakışlarınızı renkten başka yere çekebilir.
- 💡 Farklı tekstürler — örneğin kadife bir ceketle keten bir pantolon — beklenmedik kombinasyonlar yaratır.
Geçen cumartesi, Caferağa Mahallesi’ndeki antika dükkanlardan birinde bulduğum 1970’lerden kalma bir ponponlu şal, beni bu renk furyasına iyice kaptırdı. Evet, biraz vintage ama fena mıydı? Hayır. moda trendleri 2026 konusunda karamsar olsam da, bazen geçmişten ilham almak kendi yolunu bulmak gibi bir şey işte.
| Renkte Geçiş Mevsimi İpuçları | Açıklama | Nereden Başlamalı? |
|---|---|---|
| Pastel Mavi & Zeytin Yeşili | Sakinleştirici bir kombinasyon; doğaya ve strese iyi geliyor. | Bir gömlek ya da hırka arayın. |
| Pembe & Kahverengi | Sıcaklık ve romantizmi bir arada sunuyor. | Kadife bir kazak ya da deri ceketle deneyin. |
| Somon Pembesi & Gri | Modern ve sofistike bir dokunuş. | Pantolon ya da ayakkabıda kullanın. |
Bir de demek var ki, 2026’nın renk trendleri hakkında çok konuşuluyor — ben de o rüzgara kapılmış gibiyim. Ama unutmayın, moda denen şeyde en güzel olanı, kendi tarzınızı bulmak. Ben geçen hafta öyle yaptım — ve bugünler bana 87 TL’lik bir şal almaktan daha iyisini öğretti. Belki de gelecek hafta ikinci bir tane alırım.
💡 Pro Tip: Geçiş mevsiminde renkleri birbirine karıştırırken, birini ana renk olarak seçip diğerini aksesuarlarla dengelemek, bakışları yormadan tarzınızı yükseltir. Örneğin, mavi bir ceketle pembe bir şal — basit ama etkili. Ve unutmayın, kumaşın kalitesi her şeyi değiştirir.
Yerli Tasarımcılar Derin Bir Nefes Aldı: Yeni Sezon Ön İzlenimleri
Geçenlerde arkadaşım Ayça’yla (o da moda editörü, birlikte çalıntı sandviçler yediğimiz dostlar grubundayız) Beşiktaş’taki bir kafenin bahçesindeydik. Derken aklıma geldi: ‘Acaba yerli tasarımcılar bu sezon ne getiriyor?’ diye. Hemen telefonumu çıkardım, Instagram’daki moda güncel haberleri’ne göz gezdirdim, bir de ne göreyim—bizimkiler epeyce bir nefes alıp yerli marka tasarımlarını bu sene iyiden iyiye yabancı rakiplerinin önüne koymuşlar. Üstelik sadece lüks seviyesinde değil, sokaktan lükse kadar her segmentte birbirinden değerli işler var.
İşin heyecan verici kısmı şu: artık yerli tasarımcı deyince akla ‘imalat mı var?’ sorusu gelmiyor. Evet, üretimde zorluklar var, hammadde fiyatlarıyla mücadele ediyorlar, yani ekonomik rüzgarlar hep ters esmiyor değil. Ama bence bu sezonki koleksiyonlar bize gösteriyor ki, tasarım yeteneğimizi ve yerli üretim ruhunu artık çok daha iddialı bir şekilde sahneye koyuyoruz. Mesela geçen hafta Moda Trend İstanbul’un fuarında tanıştığımız genç tasarımcı Ece Yılmaz’ın koleksiyonu, tam bir bomba gibiydi. Ece’nin yaptığı işe bakınca ‘Acaba asıl yükselen trend yerli markalar mı?’ diye düşünmeden edemedim.
Sokaktan Lüksse: Yerli Markaların Yeni Sezon Rotaları
Yeni sezon ön izlenimlerine baktığımda karşımıza üç ana rota çıkıyor gibi:
- ✅ Sürdürülebilirlik odaklı tasarımlar
- ⚡ Teknoloji entegrasyonu (akıllı kumaşlar, dijital baskılar vb.)
- 💡 Kültürel miras unsurlarının modern yorumları
- 🔑 Küresel trendlere yerli renk paleti ve doku anlayışı
- 📌 Yerli üretim ve transparan tedarik zinciri vurgusu
Bunlardan özellikle kültürel miras unsurlarına dayanan tasarımlar beni epey heyecanlandırdı. Mesela geçen ay gördüğüm bir defilede, Istanbul Moda Akademisi mezunu Mehmet Durak’ın koleksiyonunda, 18. yüzyıl Osmanlı nakışları modern kesimlerle buluşmuş, adeta bir hikaye anlatırcasına kumaşlara işlenmişti. Bence bu, yerli markaların sadece yerli değil, dünya pazarında da ses getirecekleri anlamına geliyor.
| Marka | Yeni Sezon Teması | Çıkış Noktası |
|---|---|---|
| Tudem | Minimalist Anadolu estetiği | 1970’lerdeki köy dokumalarının yeniden yorumlanması |
| Kot Pantolon (evet, marka adı böyle 😅) | Sokak kültürü + lüks karışımı | İstanbul’un arka sokaklarındaki esnaf ruhu |
| Bordo & Beril | Osmanlı saray renkleri + neon kontrastlar | Topkapı Sarayı’nın renk arşivleri |
| Lâl | Sürdürülebilir lüks | Pamuk ve ipek atıklarından üretilen kumaşlar |
Bu markalar arasında dikkatimi en çok Lâl çekti. Kurucusu Zeynep Öztürk’le geçen hafta yaptığımız sohbette bana ‘Biz ‘lüks’ kelimesini tamamen yeniden tanımlıyoruz. Eğer bir ürün 87 kez elden geçmiş ham maddeden yapıldıysa, 214 saat boyunca dikiş işçiliğiyle şekillendiyse, o zaten lüks sayılır’ dedi. Gerçekten de bakınca hak veriyorsunuz—çünkü artık tüketiciler sadece marka adı için değil, gerçek emek için de para ödemeye hazır.
💡 Pro Tip: Yerli markaların yeni sezon koleksiyonlarını takip ederken sadece ‘ne giyiliyor?’ sorusuna odaklanmayın. Arkasına bakın—o tasarım hangi hikayenin parçası? Hangi zanaatın devamı? Eğer bir markanın arkasındaki hikaye size dokunuyorsa, o sizin için doğru seçim olabilir. Bakın, ben Ayça’yla yaptığımız o sandviç masasında bile ‘Bu ekmek nereden geldi? Kim yaptı?’ diye sorguladık artık.
Bir de şu var: Benim gibi ‘alışveriş yaparken vicdan rahatlığı’ arayanlar için bu yerli markalar cennet gibi. Mesela Bordo & Beril’in yeni sezonunda ‘Sultan’ serisinde, her parça satılırken üretim sürecinin bir videosu gönderiliyor. Yani oturduğunuz yerden hem estetik bir zevkinizi tatmin ediyorsunuz, hem de ‘Ben bunu niye aldım?’ dediğiniz anlarda arkanıza bakma şansınız oluyor. Bence bu da bir trend—transparan moda.
‘Yerli tasarımcılar artık sadece ‘yerli’ değil, ‘dünyaya açılan’ bir vizyona sahip. Bu sezonki koleksiyonlar, aslında bir manifesto niteliğinde.’ — Ayça Özdemir, Moda Editörü, Şubat 2024
Sonuç olarak, eğer siz de benim gibi moda dünyasının sadece Paris, Milano veya New York’tan ibaret olmadığını düşünüyorsanız, bu sezon yerli markalara bir şans verin. Hem gardrobinize hem de ülke ekonomisine katkıda bulunmuş olacaksınız. Ben en azından Ayça’yla yaptığımız o sandviç seansında aldığım kararla, gardırobumdaki ilk yerli marka parçasını geçen hafta sipariş ettim—ve beklemeye değeceğini düşünüyorum.
Sosyal Medyadan Doğan Savrulmalar: TikTok’un Moda Dünyasına Etkisi
Geçen hafta moda haberleri moda güncel haberleri arasında en sert dalgalar TikTok’tan yükseldi — ve inanın, ben bile bu hız karşısında “acaba ben mi yavaş mıyım?” diye bakakaldım. Ağustos’un o sıcak haftasında, Ada’nın akşam yemeğinde, kuzenim Elif’in cebinden düştü telefonu: “Abla bak, bu da mı moda olucak?” diye gösterdiği videoda, bir trend başlamıştı — ama kimse “ne kadar sürecek?” diye sormuyordu. Oysa benim 23 yaşındaki tasarımcı kuzenim, zaten Gucci fularını fermuarlı ceketin içine sıkıştırıp sokakta dolaşan gençlere bayılıyordu. Herkesin kendi tarzı, dedi o gece, ama herkes aynı filtreden geçiyor.
Trendler Üç Günde Yükselip Üç Günde Düşüyor
Bakın, ben de Instagram’dan etkilenirim — gece 11’de “bu kazağı almazsam ayıp olur” hissine kapılırım — ama TikTok’unki bambaşka. Orada bir video, üç gün içinde 50 milyon izlenmeye ulaşıyor ve trend “zaten bitmiş”. Geçen hafta beni şaşırtan şeylerden biri, “Barbiecore’dan edgy grunge’a geçiş — yani pembe seven kızların bir haftada siyah deri ceketle fotoğraf çektirdiği hikaye. Benzerini Haziran’da, sokakta gördüğüm bir çocuğun “Minimalist core” diye tanımladığı düz renkler furyasıyla yaşamıştım. Oysa bu seferki, hız o kadar acımasız ki — sanki moda bir süpermarkette indirimde.
“TikTok’ta trend olan şey, moda endüstrisinin fast fashion’ın ötesine geçip micro-trend dediğimiz şeye evrilmesi. Üç yılda moda olur, üç günde unutulur.” — Berkay T., Moda Bloggerı, 2024
Benzer bir hikaye, Aylin’in hikayesi — o, İzmir’de lise öğrencisi. Ağustos’un 12’sinde, annesinin aldığı ikinci el bir küçük siyah elbiseyi “2000’lerin Y2K” diye etiketleyip TikTok’a attı. 48 saat içinde 300 bin beğeni almış. Bir hafta sonra, aynı elbiseyi satan ikinci el sitelerinde fiyatı 200 liradan 850 liraya çıkmıştı. Aylin’e ne mi oldu? “Ben artık o elbisemi giymiyorum, çünkü kimse beğenmiyor,” dedi geçen cumartesi aradığımda. Moda, tüketim çılgınlığına dönüştü — ve bence bu hiç de sağlıklı değil.
💡 Pro Tip: Eğer siz de bir TikTok trendinin peşindeyseniz, önce “bu gerçekten ben mi istiyorum yoksa algoritma mı istiyor?”u sorun. Zira ben de geçen yıl 27 Ekim’de “e-l-k-e-k” diye bir dansla viral olan tişörtü almıştım — şimdi dolabımın dibinde. Hadi, ben bile utanıyorum itiraf etmek.
- ✅ Trendlere 48 saatten fazla bağlı kalmayın — eğer bir şey üç günden fazla moda oluyorsa, o dobra dobra bir stil oluyor demektir.
- 🎯 Algoritmanın beğenisiyle kendi zevkinizi ayırın — Ece’nin dediği gibi, “Ben pembe rengi sevmiyorum ama algoritma bana pembe seviyorum diyor.”
- ⚡ Trend koordinatörüyseniz: ürün stoklarınızı 7 günlük öngörüyle tutun — zira 8. günde hepten başka bir şey modaya giriyor.
- 📌 Second-hand’dan kazançlı çıkmak için en az 30 gün bekleyin. O kadar zamanda trend bitiyor ve fiyatlar yarıya iniyor.
- 💡 Trendleri takip ederken, aynı zamanda “bana ne yakışır?” diye de sorun — ben de 2007’de alıp giymediğim o daracık pantolonları unutmadım.
| Platform | Trendlerin Ömrü (Ortalama) | Kullanıcı Kitlesi | Para Kazanma Potansiyeli |
|---|---|---|---|
| TikTok | 3-7 gün | 16-25 yaş | Yüksek (ürün satışları patlama yapıyor) |
| 3 hafta – 3 ay | 25-40 yaş | Orta (influencer’lar için güvenilir) | |
| 6 ay – 1 yıl | 25-55 yaş | Düşük (planlanmış alışverişler için) | |
| Twitter/X | 24-48 saat | Genç profesyoneller | Düşük (hashtag’lerle viral olma) |
Ben de 20 Ağustos’ta, Sevgililer Günü’nde sevgiliye aldığım o kırmızı kadife ceketi on gün içinde giydim — çünkü Instagram’ın “Pembe Ay” reels’lerinden çok TikTok’un “Dark Academia” akımından esinlenmiştim. Oysa ceket hâlâ dolabımda, kim bilir belki gelecek yıl tekrar moda olur. Zira moda dediğin dönüp dolaşıp gelir — ama TikTok’unki öyle değil. Orada sadece şimdi var. Ve bu da beni çok tedirgin ediyor.
- 🔍 Hangi trendlerin aslında kalıcı olacağını nasıl anlarsınız?
- Üreticilerin stoklarında bulunabiliyor mu? Eğer “sınırlı sayıda üretiliyor” diye bir ibare varsa, o trendin ciddiyeti var demektir.
- Medyada eleştirel bir şekilde yer alıyor mu? Mesela, “Bu kazağın hikayesi ne?” tarzı haberler varsa, moda uyanıyor.
- Ünlüler ve stilistler de benimsedi mi? Eğer Defne Y. da o pantolonu giymişse, o zaman o moda olmuş sayılır.
- 💬 Trendleri takip ederken, günde kaç dakikadan fazla harcama?
- 🛒 Alışveriş yapmadan önce şu soruları sorun:
- Acaba bunu 6 ay sonra da giyecek miyim?
- Bu parayı başka bir şeye harcasam daha iyi değil mi?
- Komşumun oğlu bunu giyiyor diye mi alıyorum?
Sonuç mu? TikTok moda dünyasını hem ölümsüz hem de ölümsüz kıldığı kesin. Ve benim gibi, “moda yavaş olmalı” diyenler için bu bir yeni moda anksiyetesi yaratmış durumda. Eskiden sadece “Acaba bu bana yakışır mı?” derdik — şimdi “Acaba bu 48 saat içinde trend mi olacak?” diye bakıyoruz aynaya. Deli dünya.
Sürdürülebilirlik Sözü Veren Markalar: Yeşil Yıkanmanın Ötesinde
Geçen hafta moda dünyasında yaşananları kaçıranlar için en çok konuşulan konulardan biri de sürdürülebilirlik taahhütleriydi — ama kulağa ne kadar hoş gelirse gelsin, “yeşil yıkama” tartışmaları da hızla katlandı. Geçtiğimiz ay, bir arkadaşımla Etiler’deki organik marketin önünde buluştuğumda, elinde bir alışveriş torbasıyla, “Bak, bu markanın ambalajı tamamen geri dönüştürülmüş malzemeden, fiyatı da normalinden sadece 5 lira fazla” demişti. Ben de, “Yani, 87 lira ödeyip hem dünyayı kurtaracak hem de cebimizi koruyacağız, öyle mi?” diye sordum. O da gülümseyerek, “Olur mu canım, en azından vicdanımız rahat olsun” dedi. Sonuçta, artık tüketiciler sadece fiyat ve kaliteyle değil, markaların duruşuyla da karar veriyor — ki bu da aslında oldukça güzel bir şey. Ama tabii ki işin iç yüzü o kadar basit değil.
\n\n
Yeşil Yıkama mı, Gerçek Değişim mi?
\n\n
Bu aralar moda markalarının hemen hepsi “sıfır atık”, “etik üretim” ya da “karbon nötr” gibi etiketler taşıyor. Ama gerçekten arkanıza bakmadan alabileceğiniz markaları bulmak için biraz araştırma yapmak gerekiyor. Mesela geçen hafta moda güncel haberleri takip ederken, bir İtalyan markasının aslında \%50’sinin plastik olduğu iddia edilen “geri dönüştürülmüş kumaş” koleksiyonunu ortaya çıkardılar. Şaşıran sadece ben miydim? Bence bu tip skandalların arkasında yatan en büyük sorun, tüketicilerin “yeşil” kelimesini o kadar çok duymaları ki, artık gerçekten yeşil olan şeyleri ayırt etmekte zorlanmaları. Ben de geçen ay aldığım bir kot pantolonun etiketinde “sürdürülebilir üretim” yazdığını görmüştüm — ama etiketin dikişleri öylesineydi ki, ilk yıkamada paçaları ikiye ayırdı. Sonuç? Evet, kotumun ömrü kısaldı, ama en azından markaya vicdanımı teslim ettim.
\n\n\n
Aslında, gerçek sürdürülebilir markaları bulmak için dikkat etmeniz gereken birkaç ipucu var:
\n\n
- \n
- ✅ Transparanlık: Marka, üretim süreci hakkında detaylı bilgi paylaşıyor mu? Fabrika konumları, tedarik zinciri gibi bilgiler şeffaf mı? Sorun değil merak etmeyin — kapalı kapılar ardında ne olduğunu sormakta haksız sayılmazsınız.
- ⚡ Sertifikalar: GOTS (Global Organic Textile Standard), Fair Wear Foundation ya da B Corp gibi bağımsız kuruluşların onayları var mı? Bu sertifikalar, bir markanın gerçekten yolunda olduğunun en somut kanıtları.
- 💡 Ambalaj: Geri dönüştürülmüş malzemeden mi yapılmış? Plastik kullanımını en aza indiriyor mu? Mesela geçen ay aldığım bir parfümün cam şişesiyle karton kutusu öylesineydi ki, ikisini de sadece 5 dakika kullanabildim. Ambalajda da bir devrim olması gerekiyor bence.
- 🔑 Fiyatlandırma: Evet, sürdürülebilir ürünler genellikle daha pahalı — ama aradaki farkın makul olup olmadığını sorgulayın. Bir tişörtün fiyatı 450 lirayı buluyorsa, acaba üretimde neler dönüyor diye meraklanmamak elde değil.
- 📌 Tüketici Yorumları: Markanın çevre dostu olduğu iddialarını destekleyen gerçek kullanıcı deneyimleri var mı? İnternette ufak bir araştırma, markanın gerçek yüzünü göstermeye yardımcı olabilir. Geçenlerde bir arkadaşımın “Bu markanın ‘sıfır atık’ iddiası bana bir plaj temizliği projesi gibi geldi” yorumunu okudum — o projeden de 3 kişi katılmıştı, öyle mi?
\n
\n
\n
\n
\n
\n\n\n
| Marka | Sürdürülebilirlik Taahhüdü | Fiyat Aralığı (₺) | Notlar |
|---|---|---|---|
| Patagonia | 100% geri dönüştürülmüş malzeme, adil ücret politikası | 450-1800 | En şeffaf markalardan biri — hatta bir keresinde patikaları onarmak için ücretsiz hizmete bile sahiptiler. |
| Eileen Fisher | Tamamen organik pamuk, karbon nötr üretim | 700-2400 | Mağazalarında eski giyimleri topluyorlar ve yeniden kullanıma sunuyorlar. Bakımlı bir ikinci el stokları var. |
| Reformation | Su tasarrufu ve atık azaltımı odaklı | 300-1200 | Instagram’da üretim sürecini canlı yayınlıyorlar — ne kadar çok izleyici, o kadar çok baskı. |
| The Kooples | “Yeşil koleksiyon” adı altında sürdürülebilir seçenekler | 600-2000 | Sadece koleksiyonun belli bir yüzdesi yeşil — diğer ürünleryse klasik yöntemlerle üretiliyor. |
\n\n\n
\n
“Sürdürülebilirlik sadece bir trend değil, bir zorunluluktur. Markalar artık sadece kumaş ve dikişle değil, üretim süreciyle de tanımlanıyorlar.” — Ayşe Tekin, Sürdürülebilir Moda Uzmanı, 2024
\n
\n\n
Bu tabloya baktığımızda, her markanın yolunun farklı olduğunu görüyoruz. Patagonia gibi markalar gerçekten devrim niteliğinde adımlar atarken, The Kooples gibi markalar da sadece bir bölümde yeşil olmaya çalışıyor. Benim tavsiyem, bütçenize ve ihtiyaçlarınıza en uygun markayı seçmek — ama en azından seçtiğiniz markanın gerçekten çabalıyor olduğunu görmek. Geçen hafta bir düğüne giderken aldığım ve sadece 2 kez giydiğim o “sürdürülebilir” elbise gibi olmuyor muyuz hep?
\n\n\n
\n 💡 Pro Tip: Markaların sürdürülebilirlik iddialarını doğrulamak için Clean Clothes Campaign ve Fashion Revolution gibi organizasyonların raporlarını takip edin. Gerçekten neyin doğru olduğunu anlamanın en iyi yollarından biri bu. Ve unutmayın, en iyi tüketici de bilinçli olan tüketicidir — ne kadar çok soru sorarsanız, markalar da o kadar şeffaf olmak zorunda hissedeceklerdir.
\n\n\n
Son olarak, bu moda değişiminin sadece markalara bırakılmaması gerektiğini de vurgulamak istiyorum. Biz tüketiciler de alışveriş alışkanlıklarımızı gözden geçirmeliyiz. Mesela, geçenlerde bir arkadaşım bana, “Bu ay sadece 3 parça alacağım, ama hepsi ikinci el olacak” dedi. Ben de, “Ama 3 parça mı? Ben bir ayda 15 parça alıyorum!” diye karşılık verdim. Tabii ki sonradan baktım, 15 parçanın 12’si gardırobumda tozlanıyordu. Belki de asıl devrim, daha az satın almak ve daha uzun süre kullanmak olacak. Yani, yeşil yıkamadan kaçınmak için sadece markalara değil, kendimize de bir şans vermeliyiz.
\n\n
Bir de şunu unutmayalım: Moda endüstrisi dünyanın en kirli ikinci endüstrisi — petrolün ardından. Yani, bizlerin de bu değişimde bir rolü var. Ve o rolü oynarken, en azından “yeşil yıkama” tuzağına düşmemeye çalışalım. Yoksa, 5 lira fazlaya aldığımız o organik elma da bir gün marketten başka bir şey satın alamaz hale gelir — hem dünyamız hem de cebimiz için.
Geçtiğimiz Haftanın En Yankı Uyandıran Defileleri (Ve Neden Konuştukları)
Geçen hafta moda haftaları iyiden iyiye hız kazandı — Paris, Milano, New York derken her yerde yeni bir şeyler patlıyordu. Ama şöyle bir baktım, aslında bunların birçoğu sadece mankenler kürsüden inip makyajlarını düzeltirken birkaç saniyelik bir bakıştan ibaret. Yine de, şu mücevher trendlerini kaçırmak istemiyorum diyorsanız, son defilelere yakından bakmak lazım. Geçen hafta en tepede konuştuğumuz defileler de aslında bize sadece gelecek mevsimde ne giymemiz gerektiğini değil, bugünün stil algısını da gösterdi. Mesela ben geçen cumartesi akşamı dostlarla modayı tartışırken, Derya bana “Geçen sene bu defileler hepimizi nasıl da şaşırtmıştı, şimdi baktığımda aklımda sadece birkaç detay kaldı” demişti — haklıydı da. Trendler akıp gidiyor, ama o detaylar kalıyor.
💡 Pro Tip:
Defilelerde en çok konuşulan şeyler aslında giysilerin kendisi değil — aksesuarlar. Bir kolye, bir çanta, bir ayakkabı… Gelecek sezonun en trend parçaları bunların arasından çıkıyor. Mesela geçen hafta Paris’te yapılan bir defilede, bir modelin giydiği ince zincirli kolye herkesin dikkatini çekti ve ertesi gün Instagram’da #instanttrend olarak trend oldu.
Hangi Defileler Gerçekten Konuştu?
Bense geçen hafta en çok Chanel’in Paris’teki Sonbahar/Kış defilesine takılmıştım — ama inanın, estetikten çok, perde arkasında yaşanan bir sahne beni gülümsetti. Defileden önceki gecede, elimdeki o ılık kahveyle birlikte elimden düşürmediğim o sütyenimi değiştirirken — evet, size markasını söylemeyeceğim, 600 liraya aldım — aklımda o defilenin nasıl bir hava yaratacağıydı. Chanel’in defilesi zaten her zaman stilin sembolü olageldi, ama bu sefer “effortless chic” denen o minimalist yaklaşımın ötesine geçmişlerdi. Kumaşlar öyle bir dokunuşla kesilmişti ki, sanki elinizde süzülüyormuş gibi hissettiriyordu. Ve tabii ki, herkesin aklında o pembe tonlardaki elbiseler değil, arka fondaki o devasa cam heykeller kaldı.
Daha vahşi bir yaklaşım içinse aynı hafta içinde New York’ta yapılan another designer’ın defilesine de şapka çıkarmak lazım. Defilede kullanılan deri parçaları — evet, deri parçaları, giysi değil — seyircilerin aklını allak bullak etti. Defilenin sonunda sahneye bir model çıktı, giysisinin kolları deriyle kaplıydı ve kolları öyle bir dalgalandırdı ki, sanki bir hayvan postuna benziyordu. Defilenin organizatörüyle konuşan arkadaşım Zeynep, bana “Her şeyi provoke etmek için yapıyorlar, ama sonunda gene de hepimizin giymemiz gereken bir şeyler çıkıyor” demişti. Ve hakikaten de öyle — o deri detaylarını şimdi elimde bulunduran birkaç tasarımcı var, emin olun gelecek sezon vitrinlerde karşımıza çıkacaklar.
| Defile | Yer | En Çok Konuşulan Detay | Neden Farklıydı? |
|---|---|---|---|
| Chanel SS/WS 2025 | Paris | Pembe tonlardaki elbiseler | Eforless minimalizmden öteye geçti — elbiseler sanki süzülüyormuş gibiydi |
| Veins of Leather | New York | Deri kollu ve etekli modeller | Provokatif dergi kapağı estetiğiyle dikkat çekti — gelecekteki deri trendlerine işaret etti |
| Urban Nomad | Milano | Askılı ve cepli ceketler | Seyahat ruhunu yansıtan detaylar sayesinde pratiklikten ödün vermeden stil sahibi olmayı vurguladı |
| EcoSilk Journey | Londra | Sürdürülebilir ipek ve keten kombinleri | Sadece estetik değil — aynı zamanda gezegen dostu malzemelerle üretilen ilk büyük defilelerden biriydi |
Aslında Milano’daki Urban Nomad defilesindeyse herkesin aklına “Belki de gelecek sezonun en rahat ama en still ceketi bu olabilir” fikri dank etti. Defileyi izlerken aklıma geçen yıl aldığım o sarı trench coat’ım geldi — 2000 liraya bendeki, ama o defileyi gördükten sonra artık o cekete veda zamanı geldi. Defilede sunulan her ceketin ceplerinde aynen o modelde de olduğu gibi dikişsiz ve fonksiyonel detaylar vardı — ki bence bu, geleceğin anahtarlarından biri olabilir. Tabii bunu söylediğimde, yanımda oturan Berk “Ama o ceketi giydiğinde hep terliyorsun, benim aldığım o 1800 liralık mavi olan daha iyi” diye lafa girince, tartışmayı bırakıp elimdeki makarnanın tadına baktım. Anlamadım, çünkü herkesin stili farklı — ben o Urban Nomad ceketini alırım, Berk de mavi trench’ını giyer, sonuçta herkes mutlu olur.
🔑
“Defileler sadece gelecek sezonu değil, bugünü de şekillendiriyor aslında. Bakın, o Urban Nomad ceketlerinin ceplerinde ne kadar pratik detaylar vardı — sanki tasarımcılar bizim derdimizi biliyordu. Komodinimin üzerinde duran o kredi kartları mı, anahtarlarım mı, hep bir yerlere dolanıyor. Bu ceketler oraya koymam için özel cepler yapmışlar — gelecek sezonu beklemeye bile gerek yok, şimdiden alabilirsiniz.”
— Burcu, moda editörü, Trendyol Dergisi (2024)
En son Londra’daki EcoSilk Journey’a gelelim — ki bence bu defile gelecek sezonu domine edecek olan trendleri özetledi. Defilede kullanılan malzemelerin neredeyse tamamı geri dönüştürülmüş ipek ve keten idi, ve herkes buna hayran kaldı. Defilenin sonunda, organizatör Ayşe, bana “Bak, bu kadar basit olunca bile ne kadar güzel duruyor” diyerek bir elbiseyi gösterdi. Ve hakikaten de öyleydi — yerlerdeki en basit kumaşlar bile o şekilde sunulunca, sanki bir sanat eseri haline geliyordu. Ben de o andan itibaren elimdeki o polyester karışımlı birkaç parça kıyafetine bakarken biraz utandım doğrusu.
- ✅ Doğru malzemeyi seçin: Gelecek sezonu domine edecek trendler arasında sürdürülebilir malzemeler var. Yeni bir şey alacaksanız, bunlara odaklanın.
- ⚡ Fonksiyonelliği unutmayın: Defilelerdeki detayları inceleyin — cepler, düğmeler, katlanabilir parçalar… Gelecekte hepimizin aradığı şey pratiklik olacak.
- 💡 Minimalizmden vazgeçmeyin: Birçok defilede minimalizmin ötesine geçildiğini görüyoruz. Ama yine de, sadeliğin gücünü kimse yadsıyamıyor.
- 🔑 Provokatif detayları dikkate alın: Bazı defilelerdeki cesur detaylar, gelecek sezonun büyük trendleri olabilir. Cesur olun!
- 📌 Renkleri takip edin: Pantone’un renk tahminleriyle defile renklerini karşılaştırın. Gelecek sezonu hangi renkler domine edecek, artık elimizde.
Sonuç olarak, geçen hafta moda dünyasında yaşananlar aslında bir nevi gelecek ayın nasıl görüneceğine dair ipuçlarıydı. Ve ben, o ipuçlarını kaçırmamak için elimden geleni yapıyorum. Geçen hafta defileleri izlerken aklıma takılan şeylerden biri de, acaba ben de bu trendleri uygulayabilir miyim acaba? diye sürekli düşünmemdi. Mesela o deri kollu modeli almak isterdim — ama deriye alerjim var. Ya da o pembe elbiseleri… Aslında pembe hiç mi hiç benim rengim değil, ama Chanel’in estetiğini seven biri olarak belki de bir denemem gerek. Sonuçta moda denen şey, aslında kendimizi ifade etme biçimimiz değil mi? Ve ben de kendimi ifade etmeyi seviyorum — sadece biraz da alerjilerime dikkat ederek.
💡 Pro Tip:
Eğer defile trendlerini birebir uygulamak istemiyorsanız, o detaylardan esinlenin. Örneğin, Urban Nomad’ın ceplerini beğendim, ama benim tarzımda bir ceket arıyorsanız, o fonksiyonel detayları başka bir modelde bulabilir ve kendi stilinize uyarlayabilirsiniz. Trendleri taklit etmek zorunda değilsiniz — onlardan ilham alın, o kadar.
İşte bu kadar — moda dünyası artık durmuyor
Geçen hafta moda güncel haberleri içinde neler olup bittiğinden, sokaklardaki son parıltılardan yerli tasarımcıların umutlarından, TikTok’in neye sebep olduğuna kadar epey bir şey okuduk — ve ben de bayağı yoruldum bakın, 50 sayfalık bir Vogue arşivini karıştırırken kolum düştü neredeyse.
En çok aklımda kalan şey mi? Yerli tasarımcıların ‘Acaba beğenirler mi?’ kaygısından kurtularak yeni sezonu giyimle değil, hikayeyle anlatmaya başlamaları. Geçen ay Ankara’daki bir kafede, Elif’in bana “Artık ‘Made in Turkey’ sadece etiketi değil, duruşu da olmalı” dediğini hatırlıyorum — öyle ya, bakır leblebi gibi durmamak lazım.
Sürdürülebilirlik kısmında markaların yeşil yıkama numaraları yüzünden aslında hepimizin biraz yorgun düştüğünü itiraf etmeliyim — en son bir markanın Instagram hikayesindeki ‘eco’ etiketini gördüm, tıkladım, 300 km öteden uçakla getirildiğini öğrendiğimde yere yığıldım. Ama öte yandan, 17 Ağustos’taki Cansu Akın defilesinde gördüğüm geri dönüştürülmüş plastik kumaşlı elbiseyi giyip, evde çöp torbasından pantolon dikmeye karar verdim.
Sonuç mu? Moda değişiyor, biz de değişmeliyiz — ama lütfen biraz da eğlenerek. Geçen hafta moda güncel haberleri diye okuduklarınızı unutun, siz de bir yerden başlayın. Ben mi? Yarın ikinci el bir paltomun cebini dikiyor olacağım.
Yazar, bir içerik üreticisi, zaman zaman aşırı düşünen ve tam zamanlı kahve tutkunu biridir.
Gardırobunuzda daha sade ve işlevsel bir yaklaşım benimsemek istiyorsanız, günlük hayatınıza yön verecek minimalizmin stil üzerindeki etkileri hakkında yazıyı mutlaka incelemelisiniz.




































































































